Tarihte Mozaik
Bilinen en eski mozaik M.Ö. 8. yüzyıldan kalma olup çakıl taşlarından yapılmıştır. Yunanlılar, M.Ö. 5. yüzyılda bu tekniği daha da geliştirip, siyah, beyaz ve grinin tonlarındaki çakıl taşlarıyla zemin ve yol döşemeleri yaptılar. M.Ö. 4. yüzyılda ise, daha değişik desenler yapabilmek için kırmızı ve yeşile boyanmış çakıl taşlarını kullandılar.
Mozaik sanatında cam eski Yunan döneminde kullanılmaya başlandı ve bütün Bizans dönemi boyunca bu tekniğin en önemli malzemesi oldu. Camı her renkte îmâl etmek mümkün olduğundan sanatçının kullanabileceği renk çeşidi de boldu. Hıristiyanlığın ilk zamanlarında camın üstüne metal varak kaplanarak altın ve gümüş tessera yapılması keşfedildi. Bu ayna cam, ışığın çok daha kesif şekilde yansıtılmasını sağladı. Özellikle altın, Bizans döneminin titrek ışıklı mozaiklerinin en tipik özelliklerinden biri oldu.
Romalılar mozaikleri özellikle evlerinin yer döşemesinde yaygın olarak kullandılar. Bugün bu yer döşemelerinin; İtalyada Pompei, Herculaneum ve Ostiada, Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesinde ve Türkiyede Hatay Arkeoloji Müzesinde değerli örnekleri vardır. Roma mozaik sanatının en üstün örnekleri ise İtalya Ravennadaki S. Apollinare Nuova Kilisesi ve San Vitale Bazilikasında, İstanbulda Ayasofya, Fethiye ve Kariye camilerindedir.
İslâm âleminde pekçok câminin duvarlarında çeşitli çini işlemeleri vardır. İslâm dünyâsındaki çinicilik mozaik sanatının en ideal hâlidir. Güzel çinilerle süslenen parçalar duvarların süslenmesinde kullanılır. Bu akım İstanbuldan Hindistana kadar yayıldı.
Orta Amerikadaki bâzı ülkelerde de mozaik hayli gelişti. Hatta Meksikalı mücevherciler değerli taşlarla mozaik işlemeleri ağaç, taş, deri gibi malzemeler üzerine kakmalar yaptılar. Bunları bıçak sapı, kalkan, madalyon gibi yerlerde kullandılar. On dokuzuncu yüzyılda Avrupada mozaik sanatı yeniden canlandı ve çok sayıda konut, serî üretimle elde edilen mozaik malzemeyle bezendi.
Günümüzde de banyolarda, binâların iç ve dışını kaplamada serî üretilen mozaikten faydalanılmaktadır.

